top of page

Hepimiz bir şeyler ararız hayatta. Kimimiz macera arar kimimiz huzur ya da sükûnet. Ben hep hakikati aradım; gerçeğin peşinde koştum. Eşsiz, bir benzeri olmayan, parmak izi gibi olan hakikatin. Popüler markaların çantalarının rağbet gördüğü bir dönemde, babam bana onlardan birini değil, el yapımı deri bir çanta aldı. Plastik değil, hakiki bir deri çantanın çok değerli olduğunu o zaman anladım. Kendi başına anlamı ve tarihi olan, her biri diğerinden farklı, kokusuyla, dokusuyla, kendine has ve bir eşyanın hayatıma, plastik ve seri üretim olan eşyadan çok daha fazla mana kattığını o zaman tecrübe ettim.
 
O günden sonra da hep camı, ahşabı, toprak kabı, plastik olana tercih ettim. Deri çanta ile başlayan hakikat arayışım eşyayla ilişkimi belirledi. Deri beni plastiğin sahte dünyasından, eşyanın gerçek tabiatına götürdü. Çantam hayatımı, mutluluğumu, üzüntümü, tecrübemi yansıtmalıydı; tıpkı tercihlerim gibi hep özel olmalıydı. Hakiki bir samimiyetle koşuşturduğum kendi iş maceramda hep kendi işlerimde çalıştım. Bu durum beni özgürleştirdi. Yeni başladığım bu maceramın amacı da beni bu hakikat yolculuğuna çıkaran deriye olan borcumu ödemek. Genç bir anne olarak, çocuğumun hakikatin hakim olduğu, organik bir dünyada büyümesini istiyorum; plastik bir dünyada değil.

 
Deri, kullandıkça şekil, renk, doku değiştiren, her tecrübeyi üzerinde taşıyan, yaşanmışlığı yıllarca koruyabilen bir materyal. Yaşadıklarımız gerçek; öyleyse eşyamız da gerçek olsun. Her dokunduğumuzda bize bizi anlatan bir hikâyenin parçası olalım. Her biri kendine has, her biri mutluluk dolu, eşsiz bir hikâyemiz olsun. Tıpkı deri gibi.

Canım İncir’e sevgiyle..

bottom of page